4 Ocak 2013 Cuma

ve ben geldim

uzun zamandır yazmıyorum bloğuma ...aslında gitmedim temelli ama keyfim yok niyeyse içim durgun... şiir sayfalarını takip etmeyi seviyorum oralarda klasikleri tekrar tekrar okurken aradan yeni şair arkadaşlar bulmayı sonra onların tüm şiirlerini okumayı... bazen kendini şair sanan durmadan yazan gürültü kalabalığı yapanlarda oluyor ....ama yüreğini kaleme aktarabilen beni alıp götüren şiirler okumak nette geçirdiğim  tüm vakitlere değiyor. Onlardan birini paylaşmak istiyorum okuyan varsa :) keyifli okumalar...



Anılar öptü dudaklarımı
(..çok zaman sonra belki de sen..)

sesi soluğu kesilmiş bir aşkın ortasından yürüyoruz
acılarımızı saramayacak kadar uzağız artık
...
kirpiklerimizde beslenen düşler,
yeni doğacak sevgililere miras
düşünüyorum da,
belki biz sevgiyi değil, hep ayrılığı büyüttük seninle
çıplak bedenlerimizden akan özlemler yanılttı bizi
yağmur yağarken anımsadığın ben değil,
yalnızlığındı belki de
ve ben yalnızlığını bile özledim desem,
beni duyamayacak kadar sessizsin artık

nakaratındayım anıların
beni bu gece dehlizlere sürükleyen Timur Selçuk,
babasının şarkılarını söylüyor
öyle hüzünlü, öyle hasret, öyle tutkulu
ben de senin şarkılarını söylüyorum
is gibi, sus gibi, öyle vurgulu
kaçırıp getireyim kendimi yanına bir an için desem,
sana sarılamayacak kadar yorgunum artık

dağınıklığını toparlarken odamın,
elimde kaldı bir kitabın içinden düşen resmin
göz göze geldik bir an,
gözlerinde 'seni seviyorum' bakışın
kara çalılar ardına saklanan sinsi bir isyan kaşıdı yüreğimi
resimlerde kalacak kadar yabancı değildik o zaman
her şeyden önce dostumdun,
ıslak hüznümü bile varlığınla gülümsetebildiğ im
şimdi gözlerinde yeniden kulaç atmak istiyorum desem,
mavilerinde yüzemeyecek kadar bitkinim artık

nerede yanlış yaptığımı itiraf etmedi aşk
ilam kağıtları birikmiş bir sevda duluyum
şarkıların sakiliğini tek başıma yapıyorum,
rakı makamına göre kadehe doluyor
bilirsin işte, artık sevmek istemeyen kadınlık halleri
an geliyor,
kalbim kanatlanıp göğüs kafesine girmek istiyor desem,
semalarında süzülemeyecek kadar yaralıyım artık

ağdalı sevdim seni ama yapışkan değil
sevmek çekip gitmekti gerektiğinde, bunu bildim
sadece şiirlerimde konuşabildim, bağıra..çağıra
kızdın ve kırıldın sitemlerimin tavşan dudaklarına belki ama
sevdim seni, ayazda..boranda
ah o sadekâr ellerin bedenime yeniden dokunsa desem,
ellerini bedenimde tutamayacak kadar titriyorum artık

bir kedi gözlerimin içine baktı
ruhumdan bir deniz geçti, dalgaları göğsüme çarpttı
antika bir fincanda iç çekişlerim kaldı
gül kurusu perdeler, mutluluğuma kapandı
anılar dudaklarımı öptü, dudaklarım sızladı
çok zaman sonra sen de öp beni desem,
öpüşlerimiz bizi yakacak kadar sıcak değil artık

ve sen, her şeye rağmen gelip, 'seni seviyorum' desen,
bu iki kelimeden ölesiye korkuyorum artık..
 
Suna A. Gülsoy

23 Nisan 2012 Pazartesi

Bu gün 23 nisan neşhe doluyor insan ...... 
Bir 23 nisanı daha arkamızda bıraktık sabahtan beri koşturuyorum ayaklarıma kara sular indi ve yarın büyük gün canım kuzenim pınar anne oluyor sabah erkenden bebeğimize hoşgeldin demeye gidicez... perşembe günüyse okulun 23 nisan şenliği var asıl patırtı o zaman neyse yani birçok kişi için 23 nisan bitti bile benim içinse sadece bi başlangıç ama yoğun haftaları severim... bugün büyük prensesimin folklor oyunları vardı. şimdi ondan bi kaç kare

büyük prenses oyununu oynarken küçük prenses tam 4 saat ağladı buda tatlı cadım


evet işte böyle yoğun bir hafta üstelik fesimde problem var burdan çıkara bilene aşkolsun şimdilik son olarak finalde gökyüzüne bırakılan balonlarla bitiriyorum yarın bebişimizle burdayım herkeze iyi geceler....

15 Nisan 2012 Pazar

AYNA-Sylvia Plath (1932-1963)

Ayna
Gümüşüm ve doğruyum.
Önyargılarım yok
Gördüğüm her şeyi yutuveririm bir anda
Olduğu gibi, aşkın veya nefretin sisiyle kaplı değilim
 

... Zalim değilim, içtenim yalnızca
Küçük bir tanrının gözüyüm, dört köşeli.
Çoğu zaman karşı duvarın üzerinde düşüncelere dalarım
Pembedir duvar, benekli. 



 Öyle uzun zaman baktım ki ona
Kalbimin bir parçası olduğunu düşünüyorum.

 Fakat titriyor.
Yüzler ve karanlık ayırıyor bizi tekrar tekrar

 Şimdi bir gölüm.
Bir kadın eğiliyor üzerime,

  Erimimi arıyor gerçekte ne olduğunu anlamak için
Sonra bu yalancılara dönüyor, mumlara veya aya.
 

  Sırtını görüyorum ve sadakatle yansıtıyorum sırtını
Gözyaşlarıyla ve bir el hareketiyle ödüllendiriyor beni
Önemliyim onun için.
 

 Geliyor, gidiyor.
Her sabah onun yüzü alıyor karanlığın yerini
İçimde genç bir kızı boğdu ve içimde genç bir kadın
Havalanıyor ona doğru günden güne, korkunç bir balık gibi.

 Sylvia Plath (1932-1963)
(Çev.: Tozan Alkan)

12 Nisan 2012 Perşembe

Sizin bahçede ıhlamur çiçeği var mı? Peki, ne zaman açar?” Bilmem… Galiba en beklemediğin zamanda”

Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman

Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü
Kar yağmış dağlara, bozulmamış ütüsü
Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Ay, şafağa yakın bir mum gibi erimeden
Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden
Bebekler hayta hayta yürümeden
Geleceğim diyorum, geleceğim sana
Ne olur kesin bir takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Beklesen de olur, beklemesen de
Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende
Gecesi uzun süren karlar-buzlar ülkesinde
Hangi ses yürekten çağırır beni sana
Geleceğim diyorum, takvim sorma bana
-Ihlamur çiçek açtığı zaman.

Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi
Sen bir zümrüd-ü ankaydın, elim tüylerine deydi
Sevda duvarını aştım, sendeki bu tılsım neydi?
Başka bir gezegende de olsan dönüşüm hep sana
Kesin bir gün belirtemem, n`olur takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden
Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben
Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden
Gemileri yaksalar da geleceğim sana
On iki ayın birisinde, kesin takvim sorma bana
-Ihlamur çiçek açtığı zaman.

Bak işte, notalar karıştı, ezgiler muhalif
Hava kurşun gibi ağır, yağmursa arsız
Ey benim alfabemdeki kadîm Elif
Ne güzellik, ne de tat var baharsız
Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
Geleceğim diyorum, biraz mühlet tanı bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan
Kimseye uğramam ben sana uğramadan
Kavlime sâdıkım, sâdıkım sana
Takvim sorup hudut çizdirme bana
Ben sana çiçeklerle geleceğim
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman. 



Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman II

Bilirsin ki burda değilim artık
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...
Gelir benim yüreğimde toplanır,
Dağların üstünden sıyrılan duman.
Bir yanım mosmordur, bir yanım beyaz,
Bir yanım karakış, bir yanım ilk yaz.
Can evime bakışların saplanır;
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...

Ihlamurlar çiçek açtığı zaman;
Ne sen gurbetçisin, ne ben sılacı.
Senden gayrısına bakmam mümkün mü;
Gözlerimi esir alan dağlardan.
Kapımı üç defa çalan postacı
Adresinde yok! Diye notlar düşer,
Eski adresimde bir hüzün eser;
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...

Eski adresimse kurumuş bir gül,
Gizemli bir ıtır, domur domur kan,
Yaba yaba yelde savrulur gönül,
Firkatli turnalar geçer uzaktan.
Dalgınlığım debimetre tanımaz,
Başım çarpar bir gemi bordasına
Düşerim bir girdabın ortasına
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...

Birden bezeklenir sevda haritam,
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman...
Lâleler toplarım ben tutam tutam,
Bizim için çalar kıvrak bir keman.
Gök papatya, yer ise lâle bahçesi,
Aşka ışık dokur kuşların sesi.
Seninle hep aynı yerde oluruz;
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...

Kumaşı eprimiş üç mevsim geçer,
İlkyazla uyanır derin uyuyan.
Tan sesine cıvıldaşır serçeler,
Sevdadır anlıma namlu dayayan.
Havuzuma ay ışığı dökülür.
Bilirsin ki burda değilim artık,
Ruhum yağmur yağmur göğe çekilir;
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...

Gülde çiy damlası... Buzum sırçayım;
Güneşe çarpınca param parçayım.
Bir gün Emirgândayım, bir Kanlıcada,
Üsküdarda, Beykozda, Çamlıcada.
Şehir bir hançerken kan burgacında.
Mekâna sığar mı bu deli yürek?
Bir sevda çeşmesi, bu deli yürek.
Baylanır, beklerken baygın düşerim;
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...

Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman III

Saçlarına pütür pütür yapışmış,
Gözlerinin rengi ile sıvanmış
Bir avuç kuru çiçek topladım.
Kırılıp dökülmesinler diye
Sevgiyle, özenle tek tek topladım.
Yürek fideledim zamana ve mekâna,
Hasat vakti geldi yürek topladım.
Belli ki bu yıl da vuslat gecikecek
Aşıdır, serumdur, besindir her umut,
Ey sevgili umudunu diri tut! ...
Bedenim hür değil, mühlet ver bana,
Er veya geç çıkıp geleceğim sana;
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...

Mevsimi geçiyormuş, geçsin varsın,
Hep böyle dönüyor zaman tekeri.
Biri gider, biri gelir mevsimlerin,
Sonsuzluğu, diri aşklarla kucaklarsın.
Acılardan damıtırsın şekeri,
Sabrı da güzel olur çeyizi hazır kızların.
En ışıltılı çağında yıldızların
Kaç bıldır öteden göz kırpar bana,
Her umut bir yoldaş, her dert âşina.
Sorma ıhlamurlar ne zaman çiçek açar? ...
Beni güneşin ortasına atsalar da
Yanarım, pişerim, gelirim sana;
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...

BAHAETTİN KARAKOÇ (Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman/Ay Işığında Serenatlar - Sıla Kitapları)

7 Nisan 2012 Cumartesi

yılmaz özdil in annesi vefat etmiş arkadaşlar onun anısına sevdiğim eski bi yazısını paylaşmak istedim mekanı cennet olsun

‎3”lü zirve yapıldı.

“3” saat sürdü.

*
...
AB kriterlerine filan
uymaz ama, bizim gibi
köfte ülkelerde pek makbuldür “3...”

*

“3” çocuk yapın mesela.
Fanfini fin fon.

*

Geçinmek için ne yapın?
O da “3”lü...
Fak Fuk Fon.

*

Yasama yürütme yargı, vatan millet sakarya, at avrat silah, yol su elektrik, kulak burun boğaz, 90 60 90, domates biber patlıcan, Bakü Tiflis Ceyhan, giriş gelişme sonuç, göz gez arpacık.

*

Sezar bile Roma’da
uzuuun uzun konuşurken, bizim memlekete gelince kısaca ne demiş?
Veni Vidi Vici...

*

Yeter ki “3”lü olsun.

*

Mübarek “3”lü Recep Şaban Ramazan, şarkıcı “3”lü Mazhar Fuat Özkan, fizik kimya biyoloji, eti eti eti, gökten “3” elma düşmüş, eline beline diline, boş ol boş ol boş ol, limit türev integral, breh breh breh, mahşerin “3” atlısı, futbol denince varsa yoksa “3” büyükler, debriyaj fren gaz, alfa beta gamma, çatal kaşık bıçak, kara hava deniz; olan biteni görmeyen duymayan söylemeyen gazeteciye haliyle “3” maymun deriz!

*

Peki, sırıtmak için ne deriz?
“333...”

*

4’lü bozar.

*

(Atos Portos Aramis... Halbuki, Dartanyan da var. Ama onu da katsan hesaba, 4 silahşörler eder ki, sevmezler, kafaları karışır, akılda tutamazlar... “3” silahşörler de bak, herkes ezbere bilir.)

*

O nedenle “balık hafızalı” ahalileri yöneten büyük devlet adamları, hep “3”lü anlatır.

*
“3”ün birini ayrı ayrı görünce “vay vay vay” diye endişeye kapılanlar, “3”ünü bir arada görünce, yaşanan onca rezaleti unutup derhal ne yaparlar çünkü?
Şak şak şak.
 

2 Nisan 2012 Pazartesi

O anda zaman durdu sanki. Milcho Manchevski'nin hem senaryosunu yazdığı , hemde başarılı bir şekilde yönettiği 'yağmurdan önce' adlı çalışması gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçti . Filmde ,beklenen yağmur en sonunda yağar ama savaştangeriye kalan herşeyi yağmurun temizlemesi mümkünmüdür acaba? Savaşlarda onca yaşananlar insanoğlunun en karanlık ve en vahşi tarafına ait öykülerse , makinalı tüfekler ve top mermileri art arda patlayıp etrafa ölüm saçıyorsa, tecavüz mağduru zavallı kadınlar ' nefret çocukları'nı dünyaya getiriyorsa ... Ne yazık ki savaştan geriye kalan bu pislikleri temizlemeye göğü yararak bardaktan boşalırcasına yağan yağurun dahi gücü yetmez...


İncir Kuşları - Sinan Akyüz

Okudum böyle bir kitap olduğunu bilseydim okurmuydum HAYIR asla ...   yaşanmış acı gerçekler  ve savaşlarla ilgili kitapları okumayı sevmiyorum aynı zamanda filmleri izlemeyide sevmiyorum insanlardan nefret ediyorum çünkü o zaman... düşünsenize şimdi arkadaşım dostum dediğiniz konuşup sohpet ettiğiniz insanlar böyle durumlarda eline güç geçince ufak tefek farklılıklar gözeterek sizden nefret edebilecek bir katil gibi kesebilecek tecavüz edebilecek potansiyele sahipse (ki tüm tarihle böyle olduğu sabit) o zaman nedir bu dost olma yalanı....
insanlardan nefret ediyorum ve uzun zaman kendimi toparlayamıyorum.
peki okuduğum için pişmanmıyım HAYIR harika bi roman bi kere başlayınca iş işten geçmişti bırakamadım . an acı tarafıda çok yakın tarihi içermesi ve bu olaylar yaşanırken bizlerin hayatlarımızı gayet güzel sürdürmesi. Bırakın dünya tarihini kendi tarihimizi bile öğrenemeden büyümüş bir neslin çocuklarıyız insanların başına ne gelirse cehaletten geliyor  çocuklarımıza dilimiz döndüğünce tarih öğretmeliyiz. vede birkez daha düşündüm ki bizimde başımıza gelse tüm dünya seyreder...benim söyliyeceklerim bunlar kitap hakkında daha derin bilgi içinse google'e tıklamak yeterli....

24 Mart 2012 Cumartesi

selam herkeze
 bundan sonra bende bloğuma düzenli yazmaya karar verdim sonra bişeyden haberim olmuyor oynamayınca bloğla düzen oluşturmak yorumlara bakmak blog içinde dolaşmak bile zor geliyor .... gecenin bi yarısı kafama saksımı düştü şimdimi aklıma geldi demeyin oturuyoruz mecbur büyük prensesi öksürük nöbeti tuttu sabahı sabah ederiz artık...
neler anlatayyın size mesela bugün sakaryadaydım minik damlamız 1 yaşını doldurdu (kardeşimin kızı) damlamaya başladı damlaya damlaya göl olucak inşallah yarın resmini yüklicem .... güzel bi gündü bilgisayardan uzak yollara yakın yolculuk yapmayı çok seviyorum beni bi arabaya koysalar müzik yemek benzin sorunu olmıcak günlerce gezsem ah yoruldum  demem....
geçen gün martıların resimlerini çektim sizin için ama onuda yüklemedim tembellik işte seyretmek süperdi... deniz çok güzel bu günlerde gel bana gir diyor ... tabi dinlemiyorum onu daha erken vakti var ...zaten ben girmekten çok bakmayı seviyorum ...insanların genel eğilimi heralde bendede var mesela yazmaktan çok günlerdir okumayı seçtiğim gibi....bazen hayatın içine girmekte zor geliyor izlemeyi tercih ediyorum ama yaşam geçiyor biz izlerken .... zaten yaşam biz başkalarını izlerken başımızdan geçenlerdir diyecek oluyorum bunu ben mi söylüyorum şimdi yoksa festen mi kaldı aklımda bilemiyorum ... fesi seviyorum özelliklede şiir sayfalarını çok seviyorum ...bazen orda şiir paylaşmayı... bazen  insanların paylaştığı şiirler üzerine konuşmayı ...bazen yeni şair arkadaşlarla tanışmayı... bazende klasikleri okumayı ....bazen yazmayı ....bazen sorgulamayı buda nar-ı canla kelimelerin dünyasının geçen günkü bazen muhabbetine benzedi dimi o bazenlerede bayıldım okumayanlar varsa mutlaka okusun . şimdilik bu kadar yetsin aslında yazarım sabaha kadar gevezeyimdir ama şimdilik bu kadar canım bloğum seni çok seviyorum hoşçakal....